Web'te Türkçe

emineninelinden

Hakkımda

Mutfağa olan ilgim beni bu siteyi hazırlamaya yöneltti.Sizlerle paylaşımda bulunmak beni mutlu edecek.İnşallah paylaştıklarımla sizlerde mutlu olursunuz.


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv
* Cihangir

Kategoriler


Arkadaşlarım


Blogcu Yardım
yaren76
illedeyemek
kizilciksurubu
yenitadlar

Melatonin

Melatonin denilen hormon beyinde ve sadece 23:00 ile 05:00 saatleri aras
ında salgılanan bir hormondur.
Hormonun temel görevi vücudun biyolojik saatini koruyup ritmini ayarlamak.
Jetlag denilen hadisenin sebebi de bu hormon. Hormon diğer antioksidan
tesirlerini de güçlendiriyor, kanserli hücrelere karsı koruma sağlıyor,
Üreme sistemiyle bağlantısından tutun da yorgunluk , isteksizlik gibi
durumların nedenlenlerini de oluşturabiliyor.
Şu anda bu hormon yaslanmayı geciktirici etkisinden dolayı da üzerinde
önemle durulan bir hormon. İşin can alici noktalarından birisi hormonun
çocuklar üzerindeki tesiridir. Avrupa'da lösemili ve kanserli çocuk
sayılarının artmasından sonra yapılan araştırmalar sonucunda ailelerden
istenen bir husus da çocukların kesinlikle karanlık ortamlarda
yatırılmaları. Çünkü melatoninin güçlü salgılanmasının kansere karşı
koruyucu etkisi olduğu biliniyor. Ancak bu hormon ışığa duyarlı.
Deneylerde, uyuyan kişinin hormon salgısı izlenirken ışığın açıldığında
hormonun azaldığı , karanlıkta yoğun olarak salgılandığı tespit edilmiş.
Bilimsel bir gerçek.
"Lütfen karanlıkta yatın ve çocuklarınız uyurken ışığı kapatın ..''
Unutmayın körlerde kanser olma oranı yok'a yakındır.


Tarih: 23:15, 21/11/2007 Kategori: Dikkat
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Bunlar önemli;okumadan geçmeyin!

Balda yok yok!
 A, B, E ve K vitaminleri içeren balda kalsiyum, fosfor, demir,
magnezyum, potasyum, iyot gibi mineraller de vardır. Kabızlığa,
uykusuzluğa, sinir gerginliğine, kalp çarpıntılarına karşı bire
birdir. Gastrit ve mide ülserinde, sindirim sistemi
bozukluklarında, damar sertliğine olumlu etkisi vardır.
Rokayı sofranızdan eksik etmeyin!
P ve K mineralleri içeren roka, mide ve karaciğer dostu olarak
biliniyor. Kansızlığı gideren roka, hazmı kolaylaştırıyor,

böbrekleri çalıştırıyor, idrar söktürüyor.
 Lahana ailesinin her üyesi kanser kalkanı
Lahanagiller ailesinin üyeleri, (brokoli, brüksel lahanası,
karnabahar, beyaz ve karalahana)
içerdikleri glukosinolat ve
isothiosiyanat maddeleri ile kalp hastalıklarına ve kansere karşı
koruyucudur.

 Bitki çayı nasıl yapılır?
 Porselen demliğe önce çay yapacağınız bitkiyi koyun ve üzerine su
ekleyin. Ancak taze kaynatılmış ve klorsuz su kullanının.
Kaynatılan suyu 1 -2 dakika dinlendirin. Çayın demlenmesi için 2-5
dakika yeterlidir. Kök bitkilerden çay yapacağınız zaman, aynı
miktarda su ve bitkiyi birlikte kaynatın.

Selenyum'un fazlası zarar
Maya, tam tahıllı ürünler, yumurta, patates ve deniz ürünleri
tüketerek bol miktarda selenyum alabilirsiniz. Vücudu kanserden
koruyan selenyum, damarlarda pıhtılaşma riskini düşürür. Ayrıca HDL
kolesterolün LDL kolesterole oranını artırarak da kalp sağlığını

>korur. Yüksek oranda alınırsa ishal, saç dökülmesi, tırnak
kırılmasına yol açabilir.

Ayçekirdeği E vitamini deposu
Ayçekirdeği iyi bir E vitamini kaynağıdır. Kolesterolü düşürür,
damar sertliğini giderir. Yağ ve proteini en kaliteli türdendir.
Beyin gücüyle çalışanların ve çocukların günde 50 gram yemesi
tavsiye edilir. Hormonların dengeli çalışmasını sağlar. Kalp ve
sinir hastalıklarını önler.

Bağışıklık sistemi için çinko şart
 Sürekli bir hava değişikliği yaşadığımız şu son günlerde güçlü bir
bağışıklık sistemi için çinko minerali çok önemli. Çinko; peynir,
yumurta, mısır, Brüksel lahanası ve brokolide bulunmaktadır.

 Yemeklere tarçın
 Bilim adamları, yemeklere eklenen az miktarda

tarçının, kandaki
şeker düzeyini belirgin şekilde düşürdüğünü söylüyor. Diabetes Care
dergisinde yayımlanan habere göre, çaya atılan bir tarçın kabuğu
bile, şeker hastalarının insülin değerlerini düzenlemeye yetiyor.
 Kepek ekmeği bağırsakları koruyor
Kepek ekmeği içerdiği yüksek orandaki posa sayesinde bağırsak

sağlığını korur. Ayrıca şeker hastalığında, kan şekeri düzeyini
regule etmekte etkilidir.
Kalp sağlığınız için kırmızı biber yiyin
Tansiyonu ve kolesterolü düşüren kırmızı bibere acı tadını veren
kapraicin adlı madde, güçlü bir antioksidandır. Bu nedenle kırmızı
biber, kalp hastalıkları ve kansere karşı da koruyucudur.
 Kolesterolü yükselene nar suyu
Nar suyu, kötü kolesterolün
(LDL) neden olduğu damar sertliği ve
tıkanıklığı gibi sorunlara karşı etkilidir. Ayrıca ishali kesici
etkisi de bulunmaktadır.
Funda yaprağı idrar yollarını temizliyor
Funda yaprağı, idrar söktürücü ve idrar yollarını dezenfekte edici

özelliğe sahiptir.

 Yüksek tansiyona karşı sarmısak
Bol miktarda potasyum, fosfor, selenyum, A ve C vitaminleri ile
kükürt içeren sarmısak tansiyonu ve kan kolesterolünü düşürür.
Mantar vitamin deposu
 A, C, D vitaminlerinden zengin, 100 gramında 20-40 kalori bulunan
mantar protein açısından da zengindir. Posa oranı da yüksek olan
mantar barsakların çalışmasını sağlar. İçerdiği 'Lentinian' adı
verilen maddenin tümörleri azalttığı bilinmektedir. Bağışıklık
sistemini güçlendirir, beyin kanamaları, damar sertliği,
enfeksiyonlara karşı koruyucu, kolesterolü düşürücü özelliği
vardır. Yağ oranı yok denecek kadar düşük olan ve kesinlikle
kolesterol içermeyen mantarlar, sağlıklı diyet listelerinde
kullanılmalıdır.

Brokoli, ülser ve mide kanserini önlüyor
 Brokoli, helicobacter pylori virüsüyle savaşıyor. Böylece ülser ve
mide kanseri riski önemli ölçüde azalıyor.
Kalsiyum, kolon kanseri riskini azaltıyor
Yapılan çalışmalarda yüksek dozda kalsiyum alımının kolon
kanserini önlediği ortaya çıktı.
Aspirin yoksa kirazı deneyin
 100 gramında 40 kalori bulunan, C, E vitaminleri ve potasyum
bakımından zengin olan kirazın pek çok olumlu etkisi vardır.
Kansere karşı koruyucu, kan dolaşımını hızlandırıcı, kolesterol
seviyesini dengeleyici ve böbrekleri çalıştırıcı özelliği vardır.
Gut hastalığına yakalanma riskini de düşürür. Ağrı kesici özelliği
olan kiraz, Aspirin etkisi gösterir. 20 kirazda 12 - 25 miligram
arasında antosiyanin bulunmaktadır, bu da bir aspirinden on kat
daha etkilidir.
 Yeni sağlıklı yaşam sırrı çimen suyu
ABD'de, çimen suyunun popülaritesi her gün biraz daha artıyor.
Çimen suyu, büfelerde taze taze sıkılarak 57 gramlık küçük kaplarda
servis ediliyor. 2 kilo 250 gram sebzeden alınabilecek vitamin ve
minerallere denk olduğu belirtilen bu içeceğin bardağı ise 2.5
dolara (yaklaşık 3.5 YTL) satılıyor. Yüzden fazla vitamin ve enzim
içeren çimen suyunun tadı

pek de hoş olmadığı için genellikle tek
içimlik porsiyonlarla satılıyor; ardından da bir dilim portakal
yenmesi öneriliyor.
 Demir ve kalsiyum zengini; Bakla
 Bakla sindirimi kolay ve çok besleyici bir sebzedir. Tanelerinde
bol miktarda azot ve nişasta vardır. Baklagillere adını veren bu
sebze, zengin bitkisel protein ve karbonhidrat içerir. Demir ve
kalsiyum mineralleri açısından da zengin olan baklada A, C, B ve B2
vitaminleri de bulunuyor.
 Bakla idrar yollarını temizler, bağırsak parazitlerini düşürür.
Şeker hastalarında ise kan şekerini düşürücü bir etkiye sahiptir.
 Sivilceye elma sirkesi
 Elma sirkesinin bileşiminde kalsiyum, potasyum, magnezyum, sodyum,
fosfor, silisyum, A vitamini, Beta caroten, B1, B2, ve
B6

vitaminleri, C vitamini, sirke asitleri, meyve asitleri, pektin ve
doğal aroma maddeleri bulunur. Bedenimizi içten ve dıştan tedavi
etme özelliğine sahip, olağanüstü bir ilaçtır. Kabızlık, hemoroid,
ergenlik sivilcesi, gaz, şişkinlik, yüksek kolesterol, varis, grip
ve nezleye karşı etkilidir. Ayrıca derimizin asidik koruma
örtüsünün güçlendirilmesinde önemi büyüktür.

 Güzellik için lahana
 B, C, E vitamini ve potasyum açısından zengin olan lahana mide ve
bağırsakların iç yüzeyini koruyarak, oralardaki yaraların
iyileşmesini sağlar. İçeriğindeki kükürt ile kanı temizleyip cildi
güzelleştirdiği, idrar söktürdüğü, vücuttaki suyu ve ze

maddeleri idrarla dışarı attığı biliniyor. İçerdiği selenyum ile
yaşlanmayı önleyici
ve kalp krizine karşı koruyucu özelliği de
bulunuyor. Kansere karşı etkili olduğu bilinen sebzelerin başında
gelir. Özellikle meme ve rahim kanserine karşı etkilidir. Kandaki
şeker miktarını düşürür, şeker hastalarının sıklıkla yemeleri
gereken bir besindir.
 Kuşkonmaz, kansızlığı önlüyor
 A, B1 ve C vitaminleri açısından zengin olan kuşkonmazın terlemeyi
sağlayarak gözeneklerin açılmasını, vücudun fazla suyunun
atılmasını, kansızlık ve gribi önleyici, romatizmal hastalıkları
giderici, solunum yolu, karaciğer, böbrek ve mesane hastalıklarını
tedavi edici özelliği bulunmakta. Kuşkonmaz ayrıca kalp
çarpıntısına iyi gelir. Osteoporozu önlemeye katkıda bulunur.
Antistres hormonların oluşmasına ve kanseri önlemeye yardımcı olan
kuşkonmaz bağışıklık sistemini güçlendirir. Ama çiğ olarak
yenilirse alerji yapabilir, böbrek taşı ve kumu olanlarda
rahatsızlık verebilir.
Kansere çilekle "dur" deyin!
C vitamini bakımından zengindir. Sindirimi kolaylaştırır. Yüksek
oranda allejik asit içerdiğinden kanseri önler. Önemli miktarda A,
B vitamini ile kalsiyum, demir, fosfor gibi mineraller içerir.
Çilek, 1 yıla kadar dondurularak saklanabilir. Bunun için çilekleri
önce buzlu suda yıkamalı, sonra saplarını çıkarmalısınız. Daha
sonra kâğıt havluyla iyice kurulayıp havası alınmış bir kapta
dondurucuya yerleştirmelisiniz.
Şeker hastaları salatayı sirkeli yesin

Tip 2 Diabeti veya insülin rezistansı olan insanlarda yüksek
karbonhidrat içeren
bir öğünden önce 2 yemek kaşığı sirke
kullanmaları öneriliyor. Sirkenin asetik asit içerdiği, bu asitin
bazı sindirim enzimlerini yavaşlattığı ve karbonhidratın emilimini
azalttığı saptanmıştır.
 Parlak saçlar için badem ve somon
 Sağlıklı beslenme ile parlak saçlara kavuşabilirsiniz. Saçlarımız
keratin denilen bir protein yapısındadır. Somonda, bademde,
avakadoda ve keten tohumunda bulunan Omega 3 yağ asitleri saçları
sağlığına kavuşturur.
İştahınızı kapatmak için güneşe çıkın
 Yapılan araştırmalarda kış aylarında veya soğuk iklimlerde yaşayan
insanların daha az güneş ışığından yararlandığı, bu durumun da
insanlarda daha çok depresyon ve iştah artışına yol açtığı ortaya
çıktı.
Saçdökülmesinin çaresi Biotin H vitamini olarak da bilinen Biotin, yağ asitlerinin yapılması ve hücre gelişimi için mutlaka gereklidir. Saç telini güçlendiren vedökülmeyi önleyen Biotin, cilt sağlığı için de son derecefaydalıdır. En çok yumurta sarısı, karaciğer, süt, böbrek ve mayada bulunur.
Bitter çikolata diş çürüklerini önlüyor!
 Çikolata neredeyse her derde deva... Bilim adamlarına göre,
çikolatadaki "catechin" adlı antioksidanlar kansere ve kalp
hastalıklarına karşı koruma sağlıyor. İnanması zor ama çikolata diş
çürüklerini de önleyebiliyor. Yapılan son araştırmalara göre günde
30 gram siyah çikolata yemek, hipertansiyonu da düşürüyor. Sorun
yalnızca hangi tür çikolata yiyeceğimizi bilmememiz. Bitter yani
acı çikolata
doğru tercih...
Kahvenin aşırısı bağımlılık yapar
Yüksek tansiyonunuz, kemik sorunlarınız ya da çarpıntılarınız
varsa, kahve içerken bir kez daha düşünün. Yoksa rahatça kahvenizi
yudumlayabilirsiniz. Ancak yine de ölçüyü kaçırmayın. Yoksa madde

bağımlısı olabilirsiniz.
 Mantar yiyerek damarlarınızı koruyabilirsiniz
Japon bilim adamları, yaptıkları son araştırmalarda mantarlarda
bulunan kimyasalların, damarlardaki tehlikeli yağ birikimini
(aterosklerozis) engellediğini ortaya çıkardı.
Metabolik sendrom riski altındayız
47 ilde 4 bin 264 kişiyle yapılan araştırmada, bel çevresi
kalınlığı, tansiyon yüksekliği, kan şekeri yüksekliği, trigliserid
yüksekliği ve iyi kolesterol (HDL) düşüklüğü faktörlerinin
en az 3
tanesinin bir arada olması şeklinde açıklanan Metabolik Sendrom

taraması yapıldı. Türkiye'de 20 yaş üstü erişkin nüfusun 1/3'ünün,
kalp hastalığı riskini artıran Metabolik Sendrom sorunuyla karşı
karşıya olduğu tespit edildi .


Tarih: 12:38, 18/11/2007 Kategori: Dikkat
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Prof.Dr.Kenan DEMİRKOL'dan...

PROF. DR. KENAN DEMİRKOL, AKILLI BESLENMENİN MATEMATİĞİNİ ANLATTI
"Damar tıkayan kolesterol değil, şeker!"
Gazetelerden kesip buzdolabına astığınız bütün "kibrit kutusu kadar" reçetelerini çöpe atın! Prof.Dr. Kenan Demirkol, A'dan Z'ye akıllı beslenmenin matematiğini anlatıyor... Şeker, vücudumuzu, demir paslanır gibi paslandırıyor, eskitiyor; çocuklarımızın hücrelerini 12 yaşında yaşlandırıyor. Şekeri, gıda sanayiinden söküp atmak zor ama, işe evlerimizin kapısından başlayabiliriz!
Prof. Dr. Kenan Demirkol genel cerrah. Muayenehanesinin kapısında "prof." yazmıyor. "Ben üniversitede hocayım, burada hekim" diyor. Söz bir ara "kronometreli doktorlara" geldiğinde, yani 15 dakika muayene süresini aşınca ikinci vizite ücretini alanlara çok şaşırdı. Çünkü kendisi saat takmıyor, "dalgınlıkla saatime bakar da hastayı tedirgin ederim" diye. Uzmanlık alanı, beslenmeyle yakından ilgili olan sindirim sistemi organları. Ancak Demirkol bir "akıllı beslenme" uzmanı. Bunu bir insanın tüm bedenine ilişkin olduğu kadar, siyasi ve toplumsal boyutlarıyla da ele alıyor. Peki beslenme nedir? İlk aklımıza gelen, şişmanlık-zayıflık. Özellikle kadınlarda modasına göre sıfır bedenle, 90-60-90 arasında değişen ölçülerde olmak ya da olmamak. Doğru mudur? "Kibrit kutusu kadar" reçetelerini bir yana bırakıp, Demirkol'a: "Neden düşmandır şu ünlü üç beyaz?" diye sorduk. O, şekerle başladı.
"ŞEKER TÜKETİMİYLE HASTALIK ARTIŞ EĞRİSİ PARALEL"
DEMİRKOL- Kısmen ya da tümüyle beslenme alışkanlıkları sonucu oluşan kronik, aslında önlenebilir hastalıklar, çok büyük bir toplum sağlığı sorunu haline gelmiştir. ABD'de 20 yaş üstü erişkinlerin yüzde 65'i ya şişman ya daha da ileri aşamada. 64 milyon insanın koroner kalp hastalığı, 11 milyon insanın şeker hastalığı, 37 milyonun kolesterol yüksekliği vardır. Ülkemizde kalp hastalığı sıklığı bu boyuta henüz gelmemiş gözükse bile, şeker hastası sayısının dört milyon olduğu göz önünde bulundurulursa, yakın zamanda vahim bir tablo ile karşı karşıya kalacağımız açıktır.
Ne zaman ki şeker pancarından şeker üretilmesi Avrupa'da ortaya çıktı, soğuk iklimlerde de şekere dönüşebilecek bir besin maddesi keşfedildi, toplumların şeker tüketimi arttı. Toplumların şeker tüketiminin artış eğrisiyle, hastalıkların artış eğrisi bire bir örtüşüyor. Çünkü; şeker sadece kalorisiyle, şişmanlatıcı etkisiyle zarar vermiyor, doğrudan kimyasal yapısıyla da çok tehlikeli. "Şeker yiyeyim oradan aldığım kaloriyi başka yerden kısarım" demek çok yanlış. İnsan vücudunun şeker almasına gereksinim yoktur.
"12 YAŞINDA YAŞLANDIRIYOR"
AYDINLIK- Çocukların enerjiye ihtiyacı var diye belli miktarlarda yemeleri doğru değil mi?
DEMİRKOL- Asla doğru değil.
AYDINLIK- Peki enerji ihtiyacımızı nasıl karşılayacağız?
DEMİRKOL- Taş devri döneminde insanlar hayvan avlar ve bitki toplar. Şeker sadece meyvede var. Meyve esas olarak bir kültür bitkisi. Doğal ortam sebze ağırlıklıdır. İnsan eli ne kadar fazla değmişse bir gıda maddesine, o oranda olumsuzlaşıyor. O dönemde, insanların kan şekeri 60 dolayındaymış. Bu devirlere geldikçe şekerle tanışıyor ve alışkanlıkları değişiyor. Dolayısıyla ortalama kan şekeri de değişiyor.  Şimdi 100'lerdeyiz, 120'de şeker hastalığı. Biliyorsunuz şimdi şeker hastalığı iki türlü. Bir doğumsal genetik özelliklerle alakalı tip 1 diabet. Bir de edimsel tip 2 diabet. Pankreas organının artık yeterince insülin üretememesiyle ortaya çıkar. Yaşlanma süreci olarak kabul edilir. 60'lı yaşlarda görülmesi beklenir. Ama şu anda 12 yaşındaki çocuklarda tip 2 diabet var. Sağlıklı beslenmede şekerin hiç yeri yok. Tamamen bir damak alışkanlığıdır.
"KANSER HÜCRESİ DE ŞEKERLE BESLENİYOR"
AYDINLIK- Ama, beyin sadece glikozla beslenmiyor mu? 
DEMİRKOL- Doğru. Ancak, bu glikozu her türlü karbonhidrat içeren bitkiden vücut elde ediyor. Kanser hücresi de şekerle besleniyor. Özellikle kemoterapi gören asla şeker yememeli.
Şeker pancarından veya şeker kamışından elde ettiğimiz şeker 'sakaroz', iki ayrı molekülden oluşan bir birleşik moleküldür. Sakarozu biz yer yemez vücudumuzda glikoz ve fruktoza ayrışır. Glikoz kan şekerimizin de adıdır. Hemen kana karışır ve kan şekerini yükseltir. Vücudumuz şekerin zararlı olduğunu bildiği için korkudan hemen insülin salgılar. Çok fazla miktarda şeker yemişsek, gereğinden fazla insülin salgılanır. İnsülin o şekeri hemen alır vücudun bir enerji açığı varsa kısmen enerjiye dönüştürür. Ama insan vücudu çok tasarruflu bir biyolojik bünye. Çok az enerjiyle çok işler yapabilir. Mutlaka yediğiniz şekerde bir fazlalık olacaktır. Bu fazla şeker, insülin aracılığı ile ya kas ve karaciğerdeki şeker depolarına götürülecek ki, vücudumuzun şeker deposu 120 gram kadardır. Orası da sürekli doludur, hiç boş kalmıyoruz çünkü. İnsülin bu şekeri alacak ve yağa dönüştürecek. Dolayısıyla sizin yediğiniz şeker vücudun değişik bölgelerinde yağlanmalara sebep olacak. İnsülin salgılandığı için bir de tokluk hormonu salgılanır. Hiç olmazsa şekerin glikoz bölümü bir derecede tokluk yarattığı için daha fazla şeker yemenizin de önüne geçmiş olur.
Şekerin ikinci bölümü olan fruktoz; çok az oranda insülin salgılatır. Dolayısıyla sınırsızca yiyebiliriz. Fruktoz günde 15 gram kadar vücudumuzda metabolize edilebiliyor. Değişik kimyasal süreçlerin içine katılabiliyor. Bu da 30 gram şekerdir. Günde bundan fazla yenirse karaciğerde trigliserite dönüşür. Trigliserit kan yağıdır. Bu hem karaciğer yağlanmasına, hem damar sertliğine, hem de vücudumuzun yağlanmasına yol açar. Bugün Amerika'da alkole bağlı sirozdan daha çok, karaciğer yağlanmasına dayalı sirozdan karaciğer nakli gereksinimi duyuluyor.
"MEYVE YİYORSAN, ŞEKER YEME"
AYDINLIK- Yiyeceklere ve içeceklere bunu tercüme edersek. 
DEMİRKOL- Bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram şeker vardır. İnsanoğlunun 200 gram meyve dışında hiç şeker yememesi gerekir. Diyelim ki çok aşerdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin. Bir matematik yapmak zorundayız. Elbette, meyveden elde etmiş olduğumuz bir takım vitamin ve antioksidanları da feda etmiş oluyoruz.
AYDINLIK- Meyvelerin şeker oranları farklı değil mi?
DEMİRKOL- İncir ve muz en çok şeker içerenler. Ama onun dışındaki meyveler aşağı yukarı aynı.
AYDINLIK- Okuyucularımız söyleşimizden sonra bir reçete çıkartabilirler mi? Bunu yemeyeceğim, şunu yemeliyim diyebilir mi? Bu sistemin içindeyken, nasıl başaracaklar bunu?
"HAYVANLARA YAPTIĞIMIZ..."
DEMİRKOL- Ben kendim yapmadığım şeyleri topluma anlatamam. Ben böyle ve de çok keyifli yaşıyorum. Sunulanlar içinde sağlıklı beslenmeyi bir şekilde yapmak mümkün.
AYDINLIK- Aslında hayvanlar yapabildiklerine göre.
DEMİRKOL- Hayvanlar yapamıyor bu işi, Çünkü; hayvanları biz besliyoruz. Tıkıyoruz ahırlara "şunu yiyeceksin" diye hayvanlara hayvanlık yapıyoruz.
AYDINLIK- Oysa tavuklar bütün gün eşelenir durur, ihtiyacı olanı seçer yerdi. Filler örneğin hastalandığı zaman belli ağacın yapraklarını gider yermiş ilaç niyetine.
DEMİRKOL- Evet bu tüm hayvan aleminde var. Kaliforniya Valisi bütün o rambo görüntüsüyle Amerika'da en aklı başında valilerden biri oldu. İki büyük atılımı oldu. Bir tanesi; okullarda meşrubat satışını yasakladı. İki; patates cipsinin üzerinde, "öldürücüdür" yazısı konuyor.
AMERİKA'NIN MISIRINI TÜKETECEĞİZ DİYE...
AYDINLIK- Cips deyince öteki düşmana mı geçiyoruz?
DEMİRKOL- Yok, bir konu daha var. Son yıllarda yeni akım mısırdan şeker elde etmek. 1920'li yıllarda Amerikan başkanı "benim köylüm mısırdan kalkınacak" fetvasında bulundu. Gerçekten de çok büyük teşvikler verildi. Göz alabildiğince mısır ekildi. Dünya mısır ekiminin yüzde 40'ı Amerika'dadır. Bunu sadece hayvan yemi yaparak ya da başka yollarda tüketemeyince değerlendirme yolları arandı. Japonlar mısırdan şeker elde etmeyi keşfetti. Amerika hemen balıklama atladı bu yöntemin üzerine. Artık şeker endüstriyel. Sıvı olduğu için paketlenip satılamaz. Ama her türlü dondurma, meşrubat, şerbette kullanılıyor. Bakıyorsunuz şimdi baklavacı artık şerbetini kendisi yapıp dökmüyor. Kartal'dan fabrikadan hazır fruktoz şerbeti geliyor.
KOLESTEROL DÜŞMANLIĞI
AYDINLIK-  Ama bunun daha sağlıklı olduğu yazılıp çiziliyor.
DEMİRKOL- Maalesef. Şimdi bilgi çağındayız ya! Bence bilgiye ulaşmanın en zor olduğu çağdayız. Çünkü, ekonomik kazanç kaygısı her türlü bilginin üzerine  binmiş durumda. O kadar büyük bir rant var ki, gerçeğe ulaşmanın en zor olduğu dönemi yaşıyoruz.
Biraz önce dediğimiz gibi 15 gramdan fazla fruktoz yağa dönüşüyor ve bizi hasta ediyor. Nasıl demir paslanınca eskir, bu paslanmanın bilimsel adı oksitlenmedir. Vücudumuzdaki hücreler de oksitlenir ve yaşlanır. Birtakım gıdalarla oksitleyici, bir de bunu engelleyici maddeler alırız. Örneğin, üzüm çekirdeği. Gerçekten bu sistem bizim organizmamızın yaşlanmasını belirleyen, hastalanmasını, kanser gelişimini belirleyen ana faktör. Bakın bir kolesterol furyası aldı gidiyor. Kolesterol anne sütünde, yeni bir hayatın doğması için ana nesne olan yumurtada bolca var. Demek ki insan hayatının gelişme döneminde inanılmaz gereksinim var. Bakıyorsunuz kolesterol düşmanlığı sarmış ortalığı.
"KOLESTEROL MASUM, BİZ SUÇLUYUZ"       
AYDINLIK- Kolesterolün ölçüsü de zaman zaman değişiyor. Bunun modası olur mu?
DEMİRKOL- Bakıyorsunuz LDL 130'a kadar normalde. Üç sene sonra 100, şimdi de 60 olsun diyorlar. Yakında sıfıra indirecekler. Aslında, kolesterol masum. Bizler suçluyuz. Fruktozu yani tatlı şekeri yiyerek oluşturduğumuz trigliseritler, kolesterolün oksitlenmesine sebep oluyor. Yağsız kuzu şiş yediğinizi varsayalım, yanında da meyve suyu içiyorsunuz. Sadece kuzu şişi yeseniz bir zararı yok, ama kırmızı etten aldığınız kolesterolü, meşrubattan aldığınız şeker trigliserite dönerek oksitlediğiniz için damar sertliği oluşuyor. Biz insanlara "kardeşim kolesterol zararlı değil. Ama oksitlenmesine izin verme" diyeceğimize, ilaç firmaları kolesterolü düşürecek ilaç keşfediyor. Biz masum olanı indiriyoruz. Eğer oksitleyici maddeleri düşüremiyorsak, oksitlenen maddeleri azaltalım. Ama esas insan mantığı ne diyor? Oksitleyen maddeleri azalt.
Yine oksitleyici bir madde, damar sertliği yapan doymuş yağ asidi. Bu madde yapay beslenen hayvanların sütünde var, depo yağlarında var. Ama bizim ineğimiz merada otlasa, doğru beslense doymuş yağ asidi sütte ve hayvansal yağda sıfır olacak. Dolayısıyla kolesterol oksitlenmemiş olacak.
ANTEP YUVALAMASININ FAYDALARI
AYDINLIK- Peki bu mümkün mü? Merada otlayan inek, otlayacak da, süt yapacak da kaç kişiyi besleyecek? Fiyatı yükseltmez mi tüm bunlar?
DEMİRKOL- Çok güzel bir noktaya değindiniz. Yıllardır hep böyle aldatılıyoruz. "Dünya nüfusu aç. Dünyayı besleyebilmemiz için yapay gübreye, yapay yeme ihtiyacımız var." Hayvansal proteini, tek kaynak olarak görürseniz haklısınız. Ama insan ekmek yerken bile protein almış oluyor. Hububat, baklagillerde bile protein var. Şimdi doktorlar bunu okur okumaz itiraz ederler. Derler ki "Esansiyel amino asitler vardır". Yani hayvansal gıdada var olan, vücudun üretemediği mutlaka dışardan alınması gereken bazı protein yapı taşları, amino asitler vardır. Örneğin; mercimekli bulgur pilavı yaptığınızda bulgurda eksik olanı mercimekten, mercimekte eksik olanı bulgurdan alıyorsunuz. Anakız diye bir yemek varmış, ben de yeni gördüm, bulgurdan yapılan küçük köftecikler nohutla birlikte pişiriliyor.
AYDINLIK- Antep yöresinin yuvalaması gibi..
DEMİRKOL- Bir baklagil ve bir hububat. Birbirinin eksiklerini tamamlıyorlar. Tam ete eşdeğer protein almış oluyorsunuz. Makro nutrientler yağ, protein ve karbonhidrattır. Mikro nutrientler ise vitaminler, mineraller, enzimlerdir. Bizim süte kalsiyum açısından ihtiyacımız var. Eğer merada otlayan bir hayvanın sütüyse içinde bulunan omega-3'e ihtiyacımız var. Türkiye'de biliyorsunuz gençlerde inanılmaz bir demir eksikliği var. Kırmızı et doğadaki en önemli demir kaynağıdır. Bitkiden demir çok daha az özümsenebilmektedir. Dana eti bir demir kaynağıdır, protein kaynağı değildir. Ben proteinimi bulgurdan, baklagilden alıyorum zaten. Ama yapay yem üreticileri "biz dünyayı nasıl doyuracağız" yalanıyla kandırarak hayvancılığı katlettiler. Hayvanları meralardan ahırlara çektiler ve bugün her ahır hayvanı şeker hastası. Çünkü neyle besleniyor, pancar küspesiyle, yapay protein yemleriyle, patatesle ve mısırla besleniyor. Hızla kan şekerini yükselten, hayvanın yağlanmasına yol açan ve hayvanın şeker hastası olmasına yol açan bir beslenme şekli.
İNEK NE YEMELİ
Doğal beslenen ineğin sütünde omega-3 vardır, yapay beslenende hiç yoktur. Doğal beslenen ineğin sütünde damar sertliği yapıcı doymuş yağ asidi yoktur, yapayda vardır. Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün oksitlenmesine yol açar. Doğal beslenen ineğin sütünde dünyanın bugüne kadar bildiği en büyük antioksidan olan alfaminolimik asit vardır. Bu maddeyi tüketen kadınlarda meme kanseri yüzde 40 daha az görülmektedir. Yapay beslenen ineğin sütünde bu hiç yoktur. Yine merada beslenen ineğin sütünde insüline benzer büyüme hormonu vardır. Bu gençlik aşısıdır, bütün hücrelerin kendisini yenilemesini sağlayan maddedir. Duymuşsunuzdur kırsal alanda 100 yaşını aşmış bazı insanlarda ikinci kalıcı dişler düşer ve onun yerine üçüncü dişler çıkar. İşte bu doğal sütün eseridir. Doğal sütün maliyetinin çok pahalı olduğu söylenir ama batıda ekolojik hayvancılığın sonucu elde edilen süt ile konvansiyonel üretilen sütün maliyeti arasındaki fark yüzde 10-15'i geçmiyor.
Ne Türkiye yasalarında ekolojik hayvancılıkla barışığım, ne de AB'dekiyle. Ekolojik hayvancılık denince akla "ekolojik tarım sonucu elde edilmiş ürünlerle hayvanın beslenmesi" geliyor. Affedersiniz ama 2000 yıl önce hayvan nerden patatesi buldu da yedi, ya da pancarı. İneğin normal beslenmesinde pancarın, mısırın ve patatesin yeri var mı? Yok.
AYDINLIK- Demek Amerika'dakilerin varmış.
DEMİRKOL- Orada da yok. İster ekolojik tarımla, ister normal tarımla elde edilmiş olsun hayvana pancar verilmesi yanlış. Zaten hayvanın sütünün kötü olmasının sebebi hayvanın, karbonhidratı zengin, onu yağlandıran tarzda, mısırla beslenmiş olması. O yüzden ekolojik hayvancılık dediğimizde yasalarımızın buna göre organize olması gerekiyor. Tanımlamamız gereken, türe özgü beslenme. Bir inek nasıl beslenir doğada? Öyle beslersek ineğin sağlıklı olmasını sağlarız. Dolayısıyla verdiği ürünün de insanlara sağlıklı olmasını sağlarız. Bütün doğada kendiliğinden yetişen yeşillikler omega-3 ağırlıklı yağ içerir. İnsanların eliyle ekilenler omega-6 içerir.
HAMSİYİ HANGİ YAĞDA KIZARTACAĞIZ
AYDINLIK- Ne fark var arasında?
DEMİRKOL-. İnsan vücudunun her hücresinde hücre zarı vardır. Bu hücre zarı lipo protein katmanla sarılı. Yani bir yağ bir de protein. Bu hücre zarındaki yağ ana madde olarak omega-3'tür. Tek tük omega-6 da içerir. Biz yeşillikten uzaklaştıkça ve hayvanımızı da yeşillikten uzaklaştırdıkça elimizde tek bir omega-3 kaynağı kaldı. O da doğal deniz balığı; kültür balığı değil. Halbuki insanın her gün 1 gram omega-3 alması gerekiyor. Omega-6 yağ asitleri ile omega-3 yağ asitleri vücudumuzda aynı enzimlerle metabolize edilir. Biz ayçiçeği yağı, soya yağı gibi yağlarla beslenip çok omega-6 aldığımız için artık omega-3'e enzim kalmıyor. Diyelim ki hamsiyi ayçiçeği yağında kızarttık, o hamsiden artık bize fayda gelmiyor.
Bütün yağlar, yağ asitlerinin karışımıdır. Onlar da 3'e ayrılır. Doymuş yağ asitleri, tekli doymamış yağ asitleri, çoklu doymamış yağ asitleri. Çoklu doymamış yağ asitleri ikiye bölünür, onlar da omega-3 ve omega-6'dır. Bundan 40-45 yıl öncesi omega-6 kolesterolü düşürüyor diye tüm topluma söyledik. Ayçiçeği ve mısırözü yağlarını tükettirdik. Fakat sonra anladık ki bu yağlar iyi kolesterolü de, kötü kolesterolü düşürdüğü oranda düşürüyor. Bizim kolesterol açısından sağlıklı olmamızdaki unsur iyi ve kötü arasındaki dengedir. İkisini birden düşürürse denge bozulmamış olduğundan herhangi bir iyilik elde etmiş olmuyoruz.
DEPRESYONUN ÇARESİ
AYDINLIK- İkisi arasında denge mi, fark mı önemli?
DEMİRKOL- Oran önemli. Omega-6'yı o kadar fazla alıyoruz ki, almış olduğumuz azıcık omega-3'ü de değerlendirmeden vücuttan hemen atıyoruz. Omega-3 olmayınca hücre duvarına veremiyorsunuz. Hücre duvarı da omega-3'ten oluşuyor. Vücut da asıl malzemeyi bulamadığı zaman gecekondu yapar gibi ne bulursa onla hücreyi onarıyor. Omega-3 yerine, omega-6 yağ asidi olan araşidonik asidi kullanıyor. Ama bu asit bütün stres komalarının hammaddesi. Gecekondunuzu el bombasıyla örmüş oldunuz. Dışardan biri taş atsa havaya uçacak.
AYDINLIK- Ama o zaman da ben size stres ilaçları satacağım.
DEMİRKOL- Tabii. Omega-3'ten zengin beslenen toplumlarda depresyon çok az oranda görülüyor. Zihinsel performans artıyor. Beynimizdeki toplam yağ asidinin yarısı omega-3 olmak zorunda. Ama biz vücudumuza bunu sunamıyoruz.
ÇAY VE ZEKA
AYDINLIK- Beslenmeyle doğrudan ilişkili öyle mi?
DEMİRKOL- Aynı şey mesela demir için de geçerli. Zamanında Türkiye'nin yarısı aptaldır lafı çok tepki yarattı. Bunu bu şekilde ifade etmek hoş olmadı, ama Türkiye'nin yarısında demir eksikliği, kansızlığı var. Demir eksikliği zihinsel eksiklik yaratır. Sonuçta demir üstünden düşünürsek Aziz Nesin haklıydı.
Türkiye'de çay tüketiminin de buna katkısı var. Demirin emilimini olumsuz yönde etkiliyor. Ama diğer taraftan çay iyi bir anti oksidan.
AYDINLIK- Yemekten hemen sonra çay içme adetimiz var. Doğru mu?
DEMİRKOL- Şekerle içmediğiniz takdirde hiçbir zararı yok. Yemekten hemen sonra çay içilebilir.
AYDINLIK- Demirin emilimini engellediği için iki saat sonra içmek gerektiği söyleniyor.
"ÇAYI ŞEKERSİZ İÇİN!"
DEMİRKOL- Üç saat.  Ben tekrar omega-3'e dönmek istiyorum. Çünkü hayati bir olay. Omega-3'ün eksikliği insanları şeker hastalığına itiyor. Damarların sertleşmesine yol açıyor. Pıhtılaşabilirlik oranın artmasına, dolayısıyla kalp damarının veya beyin damarının pıhtıyla tıkanıp "inme" veya "enfarktüs" olmasına yol açıyor. Bir yandan omega-3 kaynaklarımız çok azaldı. Toplum olarak zaten balığı çok az tüketiyoruz. Omega-6'yı çok tükettiğimiz için omega-3'ün yolunu kesiyoruz. Artık kesin olarak biliyoruz ki, ayçiçeği ve soya yağı kansere sebep olabiliyor. Akciğer kanseri, meme kanseri, kalın bağırsak kanseri, şeker hastalığının oluşumunu kolaylaştırıyor.
AYDINLIK- Ayçiçeği de bir bitki. Neden zararlı? Kimyasal yapısından dolayı mı, üretim hatasından mı?
DEMİRKOL- Kimyasal yapısından. Kültür bitkisidir. Omega-6 yağ asidi içerdiği için. Mesela zeytinyağı omega-9 yağıdır. Tekli doymamış yağdır ve omega-3 ün emilimine hiçbir zararı yoktur. Ayrıca ayçiçeği yağının bir olumsuzluğu daha var. Pişirme esnasında maruz kaldığı ısıdan sonra birtakım yapay yağ asitlerine dönüşüyor. Biz bunlara trans yağ asitleri diyoruz. Bu yağ asitleri de yine kolesterolu oksitleyerek damar sertliği yapıyor. Diğer taraftan trans yağ asidi beyindeki sinir kılıflarına girerek beyindeki iletiyi bozuyor ve parkinson, alzheimer gibi hastalıklara sebep oluyor.
"ANNEMİN YEMEKLERİ BAŞKAYDI"
AYDINLIK- Acaba "tadı güzel" dediklerimiz bize dışardan dayatılan bir kavram mı? Güzel nedir?
DEMİRKOL- Eşinizle ilk evlendiğinizde yemek yaptığınız zaman size itiraz etmedi mi, "benim annem böyle yapıyor" diye?
AYDINLIK- Ben güzel yemek yaparım.
DEMİRKOL- Ona rağmen itiraz etti. İnsan çocukluğundan alıştığı damak tadını arıyor. Belki dünyanın en kötü aşçısı annesi, ama insan neye alıştıysa onu arıyor.
AYDINLIK- Eski çağlardan bu yana insana dair güzel-çirkin kavramı bile ne kadar çok değişmiş. Biz ona böyle bir değer yüklediğimiz için güzel oluyor. Toplumda da dayatılan değerler var. Kola ya da hamburger için "bak bu güzeldir" deniyor çocuklara.
DEMİRKOL- Ben o yüzden üniversitelerde konferans vermeyi tercih ediyorum. Çünkü; onlar yakın zamanda anne baba adaylarıdır.
SPOTLAR(ÖNEMLİ BİLGİLER)
"Bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram şeker vardır. İnsanoğlunun 200 gram meyve dışında hiç şeker yememesi gerekir. Diyelim ki çok aşerdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin. Bir matematik yapmak zorundayız. Elbette, meyveden elde etmiş olduğumuz birtakım vitamin ve antioksidanları da feda etmiş oluyoruz."
"Türkiye'de gençlerde inanılmaz bir demir eksikliği var. Kırmızı et doğadaki en önemli demir kaynağıdır. Bitkiden demir çok daha az özümsenebilmektedir. Dana eti bir demir kaynağıdır, protein kaynağı değildir. Ben proteinimi bulgurdan, baklagilden alıyorum zaten."
"Yapay yem üreticileri 'biz dünyayı nasıl doyuracağız' yalanıyla, hayvanları meralardan ahırlara çektiler ve bugün her ahır hayvanı şeker hastası. Çünkü, pancar küspesiyle, yapay protein yemleriyle, patatesle ve mısırla besleniyor.
Doğal beslenen ineğin sütünde omega-3 vardır, yapay beslenende hiç yoktur. Doğal beslenen ineğin sütünde damar sertliği yapıcı donmuş yağ asidi yoktur, yapayda vardır. Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün asitlenmesine yol açar.
Doğal beslenen ineğin sütünde dünyanın bugüne kadar bildiği en büyük antioksidan olan alfaminolimik asit vardır. Bu maddeyi tüketen kadınlarda meme kanseri yüzde 40 daha az görülmektedir. Yapay beslenen ineğin sütünde bu hiç yoktur.
Duymuşsunuzdur kırsal alanda 100 yaşını aşmış bazı insanlarda ikinci kalıcı dişler düşer ve onun yerine üçüncü dişler çıkar. İşte bu doğal sütün eseridir. Doğal sütün maliyetinin çok pahalı olduğu söylenir ama aradaki fark yüzde 10-15'i geçmiyor.
Elimizde tek bir omega-3 kaynağı kaldı. O da doğal deniz balığı; kültür balığı değil. Halbuki insan her gün 1gram omega-3 alması gerekiyor. Diyelim ki hamsiyi ayçiçek yağında kızarttık, o hamsiden artık bize fayda gelmiyor.
Zeytinyağı omega-9 yağıdır. Tekli doymamış yağdır ve omega-3 ün emilimine hiçbir zararı yoktur. Ayrıca ayçiçeği yağının bir olumsuzluğu daha var. Pişirme esnasında maruz kaldığı ısıdan sonra birtakım yapay yağ asitlerine dönüşüyor.
 


Tarih: 00:28, 18/11/2007 Kategori: Dikkat
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->